Esma'ül Hüsna - Dârr Celle Celalu - www.cennet-kapisi.net
DÂRR, zarar vermek anlamındaki DÂRR veya durr mastarından
sıfat olup, zarar veren veya elem ve zarar verici şeyleri de yaratan
manası ile Esma-i Hüsna içinde yer alır.
Güzel şeyleri, iyi şeyleri yaratan yüce Allah (c.c) olduğu gibi
acı, elem verici, ıstırap verici şeyleri de yaratan O’dur. Çünkü yaratmak
yalnız Allah’a mahsustur. Allah’tan başka kimse yaratıcı
olmaz günlük hayatımızda yaşadığımız acı-tatlı, olumlu ve olumsuz
her şeyi yaratan, organize eden O’dur. Onun bu yüce hikmetine
kimsenin aklı ermez. O öyle bir dünya ve öyle bir düzen yaratmıştır
ki, dünya durmadan kendi ekseninde döner, dünya güneşin etrafında
döner ama bu görevi hiçbir zaman inkitaya uğratmadan
yapar. Bu dönüşte günler, aylar, mevsimler meydana gelir. Bu
görevi yaparken hiç zorlanmaz, çünkü Allah (c.c) hep bu işleri
kendi kudreti ile yapmaktadır. Allah (c.c) her şeyi yaratan ve yaratığına
bir ölçü ve etki koyandır. İlaçlara yarar ve zarar veren,
canlıya ölüm, acıya acı etkisi veren, yiyecek ve içeceklere doyurma
etkisi kanma etkisi Allah’a mahsus bir ulûhiyettir. Her şeyin
olumlu olumsuz etkileri onun yed-i kudretinde mevcuttur. Onun
idaresi, emri ve izni olmadan ağacın dalındaki yaprak oynamaz.
Bazı İslâm âlimleri örneğin El-Halimi der ki: Allah’a Darr ismi ile
dua etmek caiz değildir. Bu nedenle Allah’a Dârr-NÂFİ’ isimleri ile
dua edilmelidir. Zira Allah’a bu iki ismin birlikte zikredilmesi,
Allah’a dilediğine yarar, dilediğine zarar vermeye kadir olduğunu
gösterir. Zira zarar verme, yarar verme veya yarar sağlama gücüne
sahip olmayanın varlığı ve etkisi olmaz.
Kısaca kâinatta hayır ve şer, yaralı ve zararlı, şeytan ve melek
iç içe yaşamaktadır. Ancak zararı ve zararlıyı yaratmak zarar, şerri
ve şerliyi yaratmak da şer değildir. Bunlar bir denge unsuru olarak
vardır. Çünkü eşya ancak zıddıyla bilinir. Gece olmasa gündüzü,
kötü olmasa iyiyi bilemez ve takdir edemeyiz. Örneğin yılanın içindeki
zehir öldürdüğü gibi bazı yerlerde şifa olarak kullanılmaktadır.
Yani zehirin içinde şifa gizlidir. Nasıl yeşil otun içinde beyaz ayran
gizli ise zehirin içinde de şifa gizlidir.
Hülasa edecek olursak bu kötü şeylerin yaratılması değil, işlenmesi
şer ve kötüdür. Şeytan kötüdür, ama uyana kötüdür.
Onun isteklerine uymayana şeytan kötülük yapamaz. Ancak hiç
yaratılmamış olsaydı, imtihanda olmazdı. O zaman melekle şeytanın,
Ebu Bekir ile Ebu Cehil’in arasındaki farkı anlayamazdık.
Ya Rab! Şüphesiz ki senin emrine uymayan, senin emrettiğin
yolda yürümeyeni kahredersin, gazabınla ilahi terbiye edersin Ed-
Dârr ismi celilinle. Onun için senin şerrinden korkar, şefkatine sığınırız.
Bir şair kardeşimiz şu satırları ile bu durumu ne güzel izah
etmiş:
Bazen acıyla dener, bazen de hastalıkla,
Çünkü yüce Allah’ın sınav yeridir.
Dert vermekle kalmamış, deva da vermiş Rabbim!
Kulu darda koymamış, şifa göndermiş Rabbim!
Aysel ZEYNEP
AYETLERİN IŞIĞINDA ED-DÂRR İSMİ ŞERİFİ
Yüce kitabımız Kur’an’ın bize verdiği mesajı iyi anlayan, peygamberlerin tavsiyesine kulak verip uyanlar, melekle şeytanı, hayırla şerri, imanla inkârı, sıhhatle hastalığı, gül ile dikeni, su ile ateşi yaratanın da Dârr ve Nâfi olan Allah (c.c) olduğunu bilirler. “Sana kul olmak, dünyaya sultan olmaktan evladır dediler.” Ed- Dârr esması ile ilgili birkaç ayeti kerime üzerinde duralım. Furkan suresi 55. ayet: “onlar Allah’ı bırakıp da kendilerine ne fayda nede zarar vermeyen şeye inanır ve taparlar. Kâfir, Allah’a karşı isyan hususunda şeytanın yardımcısıdır. Çünkü onun putlara tapması şeytana yardım etmesi demektir.” Cahiliye devrindeki müşrikler Allah’ı bırakıp kendi elleri ile yaptıkları, kendilerine ne fayda ne de zarar veremeyen putlara taparlar ve ona kulluk ederlerdi ve hâşâ Allah’a savaş açarlardı. İşte yukarıdaki bahsettiğimiz ayet bu putperestler için indirilmiştir ve yüce Allah (c.c) onların bu çirkin davranışlarını cezalandıracağını, onların kâfir olduğunu ve şeytanın onların yanında ve yardımcıları olduğunu bildirmektedir.Yine Yasin suresinin 74-75. ayetlerinde yüce yaratıcı şöyle buyurmaktadır: “Kendilerine yardımları dokunur diye Allah’ı bırakıp başka tanrılar edindiler. Oysa o tanrı edindiklerinin onlara yardım etmeye güçleri yetmez. Aksine kendileri bu tanrılar için hazır askerdirler.” İslâm âlimlerinin bir kısmı ayette geçen kâfir kelimesi ile Ebu Cehil’in kastedildiğini, çünkü ayetin onun için nazil olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bir kısmı da bu ayetin umumi mana taşıdığını bütün kâfirlere hitap ettiğini belirtmişleridir. Başka bir ayette (Yunus suresi 107. ayet) de yüce Rabbim şöyle buyuruyor: “Eğer Allah (c.c) sana bir zarar vermek isterse, bu zararı ondan başka kimse geri çeviremez. Eğer sana bir nimet veya bolluk ihsan etmek isterse onun sana gelmesine de hiç kimse engel olamaz. O lütuf ve ihsanı dilediği kuluna verir.” Yüce Rabbim bu ayeti ile de nimetleri kullarına ihsan eden ve musibetleri giderenin yalnız kendisi olduğunu beyan ediyor. Bu ayet ile mümin kullarını bağışlayan, ahiret nimetleriyle mükâfatlandıracak olan, kâfirleri ise ebedi cezaya uğratacak olanın yalnız ve yalnız kendisi olduğunu başka hiçbir şeyin buna gücünün yetmeyeceğini bildiriyor.
İbn. Abbas (r.a) bu ayetin manasına şöyle bir yorum getiriyor. “Şayet Allah (c.c) sana bir hastalık ve bir fakirlik verirse, onu kendisinden başka geriye çevirecek kimse yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse de onu da çevirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini bildiriyor.” Yaratan sen, yaşatan sensin, senin iznin olmadan kim kimseye zarar veremez, zarar vermek isterse de kimse MÂNİ’ olamaz, Ed- Dârr isminden korkuyoruz. En-NÂFİ’ isminle kucakla bizleri Allah’ım!
HADİSLERİN IŞIĞINDA ED-DÂRR ESMASI
Hz. Musa (a.s.) bir defasında, Ya ilahi bir kavme belalar gönderiyorsun. Acı ve elem verici acılar içinde onları terbiye ediyor ve uyarıyorsun. Fakat hiç isyan etmeyen insanlarda o belaların içinde zarar görüyor, acı çekiyorlar. Bunun hikmeti sebebi nedir? Bu sual üzerine yüce Allah (c.c) buyurdu ki: Ya Musa bu sualinin cevabını yarın geldiğin zaman vereceğim. Ertesi günü merakla bekleyen Hz. Musa peygamber Tur Dağına çıktı. O sırada yüce Allah (c.c) bir karınca ordusuna emir verdi. Ey karıncalar Hz. Musa’nın bacaklarını iyice sarın, fakat içinizden bir tanesi onun bacağını, canını acıtacak şekilde ısırsın. Bu emri alan karıncalar Hz. Musa’nın bacağını iyice sardılar, içlerinden bir tanesi de aldığı emir gereği Hz. Musa’nın canını yakacak şekilde ısırdı. Acı çeken Musa (a.s) derhal iki eli ile bacağındaki karıncaları sıkarak hepsini öldürdü.Hemen yüce Allah’tan hitap geldi. Ya Musa senin bacağını bir karınca ısırmıştı, neden hepsini öldürdün? Yâ Rabbî! O bir tanesi onların sözüne uyup, onların peşinden gelmese idi, bir tanesi bana o kadar acı vermezdi. Ey Musa şimdi anladın mı? Neden belaları insanlara umumi gönderiyorum. Eğer yeryüzündeki olacak ve olan bütün kötülükler inanan ve iman eden insanlar MÂNİ’ olsalar ve nemelazım demeseler, onlar o kötülüklere razı olmasalar, elbette ki yeryüzünde cereyan edecek bazı felaketleri önlerler. Hz. Musa bunun nedenini anladı ve yüce Mevla’dan özür diledi. Yine bu konuda Hz. Peygamberimizin Hadislerinden de anlaşılacağı üzere, bir memlekette kötülüğü yayıp, salgın önlenemez hale gelmeden önce iyi ve dürüst önderlerin kötülük yapanlara MÂNİ’ olması lazımdır. Şayet bu işler küçükken önlenmezse kötülüğün ve anarşinin kangren hale geleceği açık ve seçik olarak bildirilmiştir. Rabbimizin emirlerine, peygamberimizin tavsiyelerine kulak verenler ise melekle-şeytanı, hayırla-şerri, imanla-inkârı, sıhhatle-hastalığı, gülle-dikeni, geceyle-gündüzü, suyla-ateşi yaratanın Dârr ve NÂFİ’ olan Allah (c.c) olduğunu bildiler. Sana kul olmak dünyaya sultan olmaktan evladır, dediler. Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğinin farkına varmayan zavallılar, şükür yerine daima şikayet ederler.
ED-DÂRR İSMİ ŞERİFİNDEN KULUN ALACAĞI DERS
Allah (c.c) bir kuluna elem, tasa, korku, hastalık, fakirlik gibi bir sıkıntı verirse, onu yine Allah’tan başka çözecek yoktur veya sağlık, sıhhat, lezzet, muvaffakiyet gibi nimetler verecek olursa, ona kimse mani olamaz. O hâlde her iki hâlde de müdahale etme gücü bizim elimizde olmadığına göre yapacağımız şey ferahlık zamanında olsun, ıstırap zamanında olsun, yalnız ve yalnız Allahu Teâlâ’ya teslim olup, onun hükmüne, onun emrine rıza göstermek olmalıdır. Çünkü her iki olayda bir merkezden yönetiliyor. Haktan geliyor. Öyleyse yerindedir, her birinde bizim bilmediğimiz, bizim aklımızın eremeyeceği gizli sırlar, birçok hikmetler vardır. Bakınız bir din büyüğümüz şu satırları ile bu durumu ne güzel izah ediyor: Kimi kimden etmeliyim şekvayı Kim görüp de bitirecek davayı? İbn. Abbas (r.a) anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamberin terkisindeydim. Bana hitapla buyurdu ki: “Ey oğul, Allah’ın seni kendisiyle faydalandıracağı bazı sözler öğreteyim mi?” dedi. Bende “Evet, ey Allah’ın Resulü öğret” dedim. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Allah’ı (emir ve yasaklarını) koru ki, O’da seni korusun. Allah’ı gözet ki, O’nu kendi önünde (bir rehber olarak) bulasın. Bollukta O’nu hatırla ki, O’da şiddet ve sıkıntıda iken seni hatırlasın. Bir şey dilediğinde yalnız O’ndan dile. Bir yardım istediğinde yalnız O’ndan yardım iste. Bil ki kalem olacak şeyler yazıp, artık kurumuştur. Bunda böyle eğer bütün varlıklar Allah’ın sana takdir etmediği bir yarar sağlamak isteseler buna güçleri yetmez. Zarar vermek isteseler de buna da güçleri yetmez. Nimet anlarında şükrederek Allah’a ibadet et. Bil ki kesin ve sağlam bilgi hoşlanmadığın şeylere de sabretmektir. Zafer (yardım) sabırla, sıkıntıyla, kolaylık da zorlukla birliktedir.” (Tirmizî 2516). Bu Hadisin doğru bir Hadis olduğunu Ebu Bekir b. Sabit El- Hatib “El-Faslu’l Musil” adlı eserinde sahih olarak tahric etmiştir. Ayrıca Tirmizî’de sahih Hadis olduğunu söylemiştir. Bu konuyu İbrahim b. Ethem’in şu duası ile noktalayalım: “Ey benim Allah’ım! Beni senin kazana karşı rıza gösterenlerden, ibtilâlarına sabreden ve nimetlerine karşı şükredenlerden eyle.” ÂMİN.DİNİ HİKÂYE - BAHÇE SAHİPLERİ
Çok eski zamanlarda Yemen topraklarında dürüst ve güzel ahlâklı yaşlı bir adam, üç oğluyla birlikte yaşardı. Yaşlı adamın türlü meyve ağaçları ve sebzeliklerle dolu büyük bir bahçesi vardı. Yaşlı adam bahçenin mahsullerini topladığı zaman ürünün bir kısmını yoksullara, bir kısmını da kendi yakınlarına ayırır, kalan ürünü de pazara götürerek satardı. Bir gün büyük oğlu babasına: -Babacığım, siz diğer bahçe sahiplerinden hiçbirinin yapmadığı bir şey yapıyorsunuz. Ürünleri devşirip topladıktan sonra yoksullara, yakınlara ve dostlarınıza pay ayırıyorsunuz. Kimseye bir şey vermeyip ürünümüzün tamamını satsak daha fazla kazanmaz mıyız? Küçük oğlu ağabeyini destekledi: -Doğru söylüyor baba! Yoksullara niye veriyoruz ki? Onlar hiçbir çaba harcamadan malımıza ortak oluyorlar... Cömert adam: -Yanlış düşünüyorsunuz çocuklar! Yüce Allah mal veya ürün sahibi herkese, sahip olduklarının bir bölümünü yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine' dağıtmalarını emretmiştir. Böylece, veren kişinin hayatı ve sahip oldukları şeyler daha bereketli, daha bol olur. Ayrıca ahirette de büyük sevaplar verilir. Bu sayede Allah'ın öfke ve gazabından da korunmuş rahmetine sığınmış oluyoruz. Gördüğünüz gibi herkesin hakkını verdiğimiz için bahçemiz her zaman bereketli ve kasabanın en güzel bahçesidir, dedi.Günler geçti ve yaşlı adam Allah'ın rahmetine kavuştu. O yıl bahçenin hasat vakti gelince üç kardeş toplandılar ve mahsulü ne yapacaklarını tartışmaya başlâdilar. Ağabeyleri: -Bu yıl kesinlikle babamın yaptığı gibi yapmayacağız. Bahçenin ürünlerinden yoksullara ve akrabalarımıza vermeyeceğiz! Kardeşlerden biri buna karşı çıktı: -Bence babamızın yaptığı gibi yapmalıyız. Yoksulların ve ihtiyaç sahiplerinin paylarına dokunmamalıyız. Böylece bahçemizin ve malımızın bereketi her zamanki gibi artacaktır. Ağabeyi ona tepki gösterdi: - Hayır! Kesinlikle öyle yapmayacağız. Biz ikiyiz, sense teksin. Çoğunluk ne derse o olur. Bu yıl ürünün tamamını satacağız, kimseye bir şey vermeyeceğiz. Üç kardeş gecenin karanlığında herkes uyurken yola koyuldular. Kimseye görünmeden meyveleri toplayıp satacaklardı. Bahçeye vardıklarında gözlerine inanamâdilar... Ağaçlar tamamen kararmıştı. Yemyeşil bahçeleri sanki yangından çıkmış gibiydi. Ne yaprak kalmıştı, ne de toplayacak meyve... Büyükleri haykırdı: -Olamaz! Burası bizim bahçemiz olamaz! İmkânsız! Herhâlde yolu şaşırdık!
Küçük kardeş de ağlayarak konuşuyordu: -Gözlerime inanamıyorum! Dün giderken bahçemiz meyve doluydu. Dallar, meyveleri çekemeyecek kadar doluydu. Ortancaları onlara acı gerçeği hatırlattı: -Yolu kaybetmedik. Burası bizim bahçemiz. Daha dün gece yoksulların payını vermemeyi kafaya koymuştunuz. Kötü niyetinizden dolayı Allah bahçeyi perişan etti. Size kaç kere söyledim, babamızın yaptığı gibi yapalım diye... Diğer kardeşler pişmanlık içinde karşılık verdiler: -Daha çok kazanma hırsı gözümüzü kör etti. İyilik yapmanın güzelliğini, bereketini göremez olduk. Keşke seni dinleseydik! Üç kardeş keder ve üzüntüyle evlerine döndüler. Olanlara bir türlü inanamıyorlardı. Bahçeyi yeniden ekmeye ve çıkan ürünlerden yoksulların ve yakınların payını ayırmaya karar verdiler. Tıpkı yaşlı babalarının yaptığı gibi… Kur'an-ı Kerim işte bu olayı bizlere Kalem suresi 17-32 ayetlerinde bildirmiştir
DUA
Allah’ım! Kâinattaki yarattığın her şey seni zikretmekte, seni tesbih etmekte ve bize seni hatırlatmaktadır. Bu güzel isimlerinle, bizi aşikâr etmezsen ruhumuz karanlıkta kalır, Ed-DÂRR ismi celiline misafir olduk, kabul buyur Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! En-NÂFİ’ ismi celilinle dilediğime fayda veririm, Ed- DÂRR ismimle dilediğimi zarara uğratırım diyorsun, biz seni sever, seni sayar, hem de senden korkarız, bizleri Ed-DÂRR’ın menfi tavrından muhafaza buyurarak; En-NÂFİ’ ismi celilinin lütfüyle mükâfatlandır Allah’ım! Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım! Bizleri, ana ve babalarımızı da bağışla, kadın, erkek, bütün müminleri, Müslümanları da bağışla, onlardan hayatta olanları da ahirete intikal etmişleri de bağışla Allah’ım! Yâ Rabbî! Tabiinden ve hanım velilerin büyüklerinden olan Rabia-i Adiviyye hazretleri şöyle dua edermiş: “Yâ Rabbî! Bana neyi takdir etmiş isen, onların hepsini düşmanlarıma ver. Ahirette benim için hangi nimetleri ihsan etmeyi takdir etmiş isen onları da dostlarına ver. Ben sadece seni istiyorum.” Biz de aynı duaya iştirak ederek âmin diyoruz, kabul buyur Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, sevgine kavuşacak işlerin sevgisini bizlere nasip et Yâ Rabbî! Allah’ım!, Allah’ım!, Allah’ım! Senden, senin büyüklüğünden, ilim ve kudretinden hayır bekleriz. Senin büyük lütfünden talep ederiz. Sen kadirsin, sen muktedirsin. Biz ise aciziz, gücümüz yetmez. Sen bilirsin, biz bilemeyiz. Sen bütün gizlilikleri bilensin. Bize korkulu anlar yaşatma, çekemeyeceğimiz yük taşıtma, bizi muhannete muhtaç etme, muhannetin kapısı güçtür. Senin kapına geldik, sana ellerimizi açtık, yalnız sana inanıp, senden istiyoruz, bize başka kapılar aratma Allah’ım! Allah’ım! Nefsimizi ıslah et, geçimimizi sağlayan dünyamızı ıslah et, dönüp varacağımız yer olan ahiretimizi ıslah et. Hayatımızı, yaşantımızı hayra yönlendir, dünyada dünya, ahirette ahiret muradımızı ver Yâ Rabbî! Senin hışmından, senin Ed-DÂRR isminden korkarız, bizleri korkutma, sonunda korkacağımız, üzüleceğimiz işleri yapmayı bizlere nasip etme Yâ Rabbî! Şeytanın şerrinden, ateşinin narından bizleri muhafaza buyur, yüce peygamberimiz (s.a.v) efendimizin Cennette açacağı Liva-ül Hamd bayrağı altında toplanmayı bizlere nasip et, Yâ Rabbî! Şerlerin defi, hayırların celbi, çoluk çocuk, evladı ayalimizin sıhhat ve selameti, hükümeti cumhuriyetimizin devamı, günahlarımızın affı için El-Fatiha. ÂMİN.Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O'na yalvarmaktasınız." (Nahl,53)
"Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O'ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir." (Enam,17)
Menfaatleri ve mazaaratları yaratan, ancak Allah'tır.
Bütün olaylar sebeplerle meydana geliyorsa da, sebepler yok olanı var edemez. Onlar ancak insanların elinde birer tutamak ve Hak'tan bir isteme vesikası olmak üzere yaratılmıştır.
İnsanın menfaat ve zararlarına hakim ve rakipsiz müessir ancak Allah'tır. O, insanlara, menfaat ve zararları ayırd edici kuvvet vermiştir.
Allah'ın bir zarar vermeyi dilemesini hiç bir şey önleyemez.
Allah her şeyi yaratan ve yarattığına bir etki koyandır. Her şeyin olumlu ve olumsuz etkisi O'nun yed-i kudretindedir. O'nun iradesi, dilemesi ve izni olmadan hiçbir şey etkisini gösteremez.
Allah'a sadece Dâr ismiyle dua etmek caiz değildir. Bu nedenle her iki isimle (Darr, Nâfi) birlikte dua edilmelidir. Bu iki ismin birlikte zikredilmesi, Allah'ın dilediğine yarar sağlamaya dilediğine de zarar vermeye kadir olduğunu gösterir. Zira zarar verme veya yarar sağlama gücüne sahip olmayanın varlığı ve etkiside olmaz.
Tatlı, güzel şeyleri halkeden Rabbimiz olduğu gibi; acı, sıkıntılı ve kederli şeyleri de O yaratmıştır.
Bu ismi bilmenin faydaları
Her müslüman Allah'tan başka zarar veren biri olmadığına inanmalı, O'nun iradesi ve fiiliyle gerçekleştiğini bilmelidir. Dünya hayatı da ahiret hayatı da yarar ve zarar arasında taksim edilmiştir. Buna göre cennet saf yarar, cehennem de saf zarardır. Dünyada geçekleşen zarar, ahiret için bir yarara dönüşebilir. Bu durumda bu dünyadaki zarar, mecazi anlamdadır. Eğer dünyadaki zarar, ahiret için de bir zarar ise bu durumda zarar gerçek anlamdadır.




